EVERYTHING SHOULD BE UNDER THE SUN...
NO To New Nuclear Weapons... NO To New Nuclear Targets... NO To New Pretexts For Nuclear War... NO To Nuclear Testing...
NO To Star Wars... NO To Weapons In Space...
NOTo All Types Of Weapons, War & War Culture...
We have only one WORLD yet! If we destroy it, where else will we go?
http://lightmillennium.org
Mission of the Lightmillennium.Org
About the Lightmillennium.Org
Events of the Lightmillennium.Org
Supporters of the Light Millennium
The Light Millennium TV Programs
Archive of the Lightmillennium.Org
Participants of the Lightmillennium.Org
BoD, A.Board and Volunteer Rep. of the Lightmillennium.Org
Contact information of the Lightmillennium.Org
YES For The Global Peace Movement, YES Loving & Caring Each Other, YES Greatness in Humanity, YES Saving Our Unique Mother Earth,
YES Great Dreams For Better Tomorrows, YES Emerging Positive Global Energy, YES National and Global Transparency, and YES Lighting Our Souls & Minds.
AÇIK SINIF II - On-Line
http://www.lightmillennium.org
Oykülü Gecelerden - Açik Sinif/Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi:
OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü Basim
Yazari:
Nurullah ATAÇ
Yayinevi:
Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi ve Yonetmeni:
Bircan Ünver
Proje sorumlulari:
Bircan Ünver & Figen Bingül
Iletisim:
aciksinif@lightmillennium.org
Etkinlik: 18 Nisan Pazartesi
Altinci ve Son Hafta - 10 Nisan 2005


Canim!..


Nurullah ATAÇ, 13 Mayis 1951 tarihli, ELESTIRME yazisinda, "Elestirmen de insan midir?" sorusuyla, neredeyse bir daha elestiri yazisi yazmaya tovbe ettigi izlenimini verirken, bir aydan daha kisa bir zaman sonra yazmis oldugu, CANIM yazisinda, hem genel anlamda hem de Yahya Kemal'in VUSLAT siirinde "RUH" kelimesinin kullanilisini elestiriyor. Ayni sekilde, gerek Divan Edebiyati gerek Bati Edebiyati gerekse yazarimizin yasadigi ya da henuz bir oncesi donem yazilmis siirler olsun; ATAÇ'ta siir sevgisi, tutkusu, sevdigi ve sevmedigi siirler üzerine elestiri yazisi ile düsüncelerini siirle orgülemek en belirgin karakteristik ozellikleri. ATAÇ'in siir'in ozü ile kendi düsüncelerini ustaca yoguran ve yeni bir oz'e kavusturan nitelikteki mektuplari, yazarin OKURUMA MEKTUPLAR kitabinda yer alan denemelerinin neredeyse hepsinin ortak ozellikleri ve kendi tür'ünun ozgünlügü olarak da ortaya çikiyor.

Bir baska ornek ise ELESTIRME'den üç ay sonra yazmis oldugu KENDINI BEGENMEK adli yazisinda ise Abdülhak Hamit'in bir beyitini, "Boyle sozler soylemis adama sair denemez, siire, saire saygisizlik olur," ifadesiyle kiyasiya elestirmekten, "elestiri yapmanin sosyal bedeli ne olursa olsun," yazarimizin, yine kendini alikoyamadigi anlasiliyor!

Sizde, altinci haftasina ulastigimiz AÇIK SINIF II'nin son haftasinda, gerek son hafta için seçtigimiz gerekse onceki haftalarda yayinladigimiz denemeleri okuyarak, kendi degerlendirme ve birikimlerinizi, dilediginiz deneme ya da deneme kombinasyonunun ana fikrinden çikarak ve yazarak bize, iletmeye davet ediyoruz.

Boylece, ATAÇ'in CANIM ve KENDINI BEGENMEK adli denemeleriyle AÇIK SINIF II - On-Line "okuma" projemizi de tamamliyoruz. Bu haftanin ya da daha onceki haftalarda yayinlanmis yazilar üzerine, gorüslerinizi içeren yazilarinizi, 14 Nisan Persembe aksamina kadar, aciksinif@lightmillennium.org e-adresine iletmeniz halinde, haftabasi INTERAKTIF-2 sayfamizda yayinlanacaktir. Katilimlarinizi bekliyoruz. Ilginize tesekkür ediyoruz. LM

-- Almanya'dan Mevlut Asar'in bu hafta, ELESTIRME üzerine katkisi, INTERAKTIF-2 sayfamizdan yayinlanmistir:

-- * ETKINLIK* - 18 Nisan 2005
--INTERAKTIF - Sayfa 1>>>

"Canim" diyelim bütün canim dünyanin canli insanlarina, hayvanlarina, bitkilerine, tasina topragina. Hepsi de bizim gibi canli, hepsinin de bir gün yitirecekleri birer canlari var. "Canim" diyelim, yalan dahi olsa soz tatli..."

Canim efendim,

Bilseniz ne kadar severim "canim..." demeyi. Ca'yi soyle uzatarak... Kisaca soylemenin de bir zevki, bir tatliligi vardir, bilirim, ama "caaanim" demek daha hosuma gider benim. Nasil anlatayim? Daha bir asikca oluyor, hani "asik" denince bir de sair anlasiliyor, iste o anlamda, daha dogrusu iki anlamiyla birden. Benim durup dururken: "Canim..." dedigim de olur. Biri duyup da: "Kime soylüyorsun? Kiminle konusuyorsun?" diye sorsa, sasirir kalirim, bilemem ne diyecegimi. Gizlemek istedigimden degil, gerçekten bilmem de onun icin. John Ruskin son hastaliginda, pencerenin yanindaki koltuga oturur, gozleri onünde yayilan kirlara, goge, her seye bakarak: "Beautiful... Beautiful..." dermis. "Ne güzel... Ne güzel..." demek mi bu? Yooo. "Canim... Canim..." demek. Herkes de acaba oyle mi? Ben yaslandikça o "güzel" sozüne sinirleniyorum, bir deger yargisi (kiymet hükmü) gosteriyor, bir ukalalik var onda, insanlari, esyayi, bütün gordüklerimi kalkacagim da su güzel bu çirkin diye ayiracagim. Ne yeri var bunun? "Canim," dersiniz, ne gorürseniz hepsine, hepsine, "Canim," dersiniz, yargilamaktan kaçarsiniz, hepsini seversiniz, bu dünyada ne varsa hepsiyle bir oluverirsiniz, daha iyi degil mi? Dogrusu gelmez benim elimden, ama ara sira olsun elimden gelir diye hayal ediyorum da bir asiklik, kelimenin her iki anlamiyla bir asiklik duyuyorum gonlümde.

"Canim" demeyi ne kadar seversem "ruhum" demekten de o kadar tiksinirim. Siz de bir deneyin, bir dosta, bir yakininiza, cocugunuza, sevgilinize: "Ruhum... Ruhum benim..." deyin, bakin yapmacikli gelmiyor mu size? Bir bayagilik yok mu onda? Hani zorla kibar olmaya, üstünlük taslamaya kalkanlar vardir, siz de onlara karismis gibi olmuyor musunuz? Ruh... En betime giden sozlerden biri. Felsefe kitaplarinda belki çekilir, ama üç bes ahbapla konusurken yahut siirde, hikayede ne kadar tatsiz oluyor. Hatice Süreyya, yani Va-Nu, bir siirinde:

                                    Ruhiyat isterseniz, buyurun eczahaneye,
                                   
Nane ruhu, kafuru, hepsi de var, hem esans.

diyor, o baska, o iyi, ruh'la alay ediyor da onun için. Bir de Yahya Kemal Bey'in "Vuslat" siirindeki ruh'lari düsünün:

                                    Bir ruh o derin bahçede bir defa yasarsa...
                                   
Sevmis iki ruh ufku gorürler daha engin...

Yakisiyor mu orada? O canim siiri bozuvermiyor mu? Güzeldir "Vuslat," güzeldir ya, sair ruh demese daha da güzel olurdu. Bir sarki soylerler:

                                    Ruhumda bu seb hicr-i visalin yaniyorken...

Begenenler darilmasin, hic hoslanmam, güftesinden geçtim, bestesi de ulur gibi bir seydir, "Vuslat" siirindeki ruhlar da inat gibi bana onu hatirlatirlar. Güzeldir "Vuslat" siiri, dedim bir kere güzel oldugunu, sozümden donecek degilim. Ben sevdiklerimden oyle kolay kolay vazgecmem. "Vuslat" siirini de ilk yazildigi günlerde ne kadar sevmistim. Yanilmiyorsam 1940'ta, Aksam gazetesinde çikmisti, hemen ezberledim onu, onüme kim geldiyse okudum, cosmustum, duramiyordum. Oyle bir siir yazildigi günlerde yasadigim icin ovündügümü, kivandigimi bile soyledim. Yalan degildi, o kadar begeniyordum o siiri. Gene de begenirim:

                                    Kanmaz en uzun buseye, optükçe susuzdur,
                                    Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur,
                                    Insan ne yaratmissa yaratmistir o tuzdan,
                                    Bir sir gibidir az çok ilah oldugumuzdan...

gibi misralarda bir büyüklük vardir. Ama, neden soylemeyeyim? Eski hayranligima hayli su karisti. Bir gormüksülük (theatral'lik) var o siirde, gittikçe o yani çarpiyor insanin gozüne. Gormüksu siirler arasinda da çok güzelleri olabilir, ornegin Victor Hugo'nunkiler. Ama Yahya Kemal Bey o siirini yazarken kelimelerini de iyi aramamis, "sevmekteki efsun" diyor, "bir mucize halinde" diyor. 1940 yilinda konustugumuz dille yazildigini düsünmeden vezin hatiri icin "simalari" diyor, daha neler demiyor. Yok, guzel bir siir ya, oyle ozenerek, gerçekten ozenerek yazilmis degil. Yahya Kemal Bey, bazi siirlerinde gorülen kolayliga onda da birakivermis kendini. Bir siiri:

                                    Adalardan gelen o mektupta,
                                   
Oradan bir sihirli rayiha var;
                                   
Isveler sezdiren bir uslupta...

diye baslar. "Rindlerin Olümü", "Ismail Dede'nin Kainati", "Hazan" gibi siirleri yazan adama pek yakistirilamaz, "sihirli rayiha", hele "isveler sezdiren bir uslup", Puccini'nin aria'larindan yahut:

                                    Dizlerine kapansam, kana kana aglasam,
                                   
O guzel saçlarini ben çozüp ben baglasam

gibi sarkilardan hoslananlar için yazilmisa benzer. "Vuslat" siirinde de, iyi bakarsaniz, vardir oyle bir hal. On yil onceki coskunlugumu düsünüyorum, çok su katilmis o coskunluga.

Sevinerek, ovünerek soylemiyorum bunu, icim kanayarak soylüyorum. Edebiyatla ugrasan bir adam icin, bir elestirmeci için, bir hayranligi yitirmenin ne oldugunu bilir misiniz siz, benim sevgili okurum? Elbette sevmissinizdir omrünüzde, ne dediniz, sevginizi, askinizi anladiginiz gün? Gozleriniz parladi, Karacaoglan'in siirleri ezberinizde ise:

                                    Hadini de deli gonül hadini.
                                    Aramazlar gurbet ile gideni.
                                    Ak gogüs üstünde çakir dikeni
                                    Bitmeyince gonül yardan ayrilmaz.

dediniz, Ovidius'la birlikte: "Maximus in me deus est" (En büyük Tanri benim içimde) dediniz. Latince bilmeseniz de soylediniz bunu, ben de bilmem Latinceyi, asik oldugum günlerde oyle demis oldugumu sonradan, Latince bilenlerden ogrendim. O en büyük Tanriyi hiç bir zaman gonlünüzden kaçirmayacaginiza, mezara girip de gogsünüzde çakir dikeni bitmeden yardan ayrilmayacaginiza and ictiniz. Bir gün baktiniz ki gidivermis o Tanri, siz olmeden de sevgiliyi unutmussunuz. Ne oldunuz o gun? Sevdiginiz günlerde, umutsuzca sevdiginiz günlerde cektiklerinizden bin kat aci bir yara duymadiniz mi içinizde? Kendi kendinizden süphe etmeye basladiniz degil mi? Bilirim, o siziyi unutmak için isi alaya vurmussunuzdur: "Vefasiz asiktan da kotüsü vefali asiktir," gibi bir soz, bir lakirdi savurmussunuzdur, ama bunlar avutabilmis midir sizi? Bu sozü unutsam, bilirim uzülürsünüz, sevdiginiz için degil, sevmediginiz için, gonlünüzce sevemediginiz için, bir sevdiginizi bir daha unutmamak üzere sevemediginiz icin üzülürsünüz. Bir elestirmeci de, bir zamanlar hayran oldugu bir siir, bir eser karsisinda o eski hayranligi duymazsa, hayranligina çok su karismis oldugunu anlayiverirse, yüreginde iste oyle bir yara açilir, iste oyle bir sizi baslar. Hayranlik da ask gibi kisiyi yükselten bir seydir, ama o da ask gibi geçicidir, bir kere yitirdiniz mi, sanki uçurumlara düsürür insani.

Sevmem "ruh" sozünü, dogrusunu soyleyeyim. Ahmet Hasim'in: "Ates gibi bir nehr akiyordu / Ruhumla o ruhun arasinda
" misralarinda dahi pek sevmem. Ahmet Hasim bu düsünceyi, "ruh" sozünü kullanmadan nasil soyleyebilirdi? Bilmem orasini, hiç aramadim, ama o misralarda da o soz batiyor bana, bir acayiplik var "ruh" demekte, "can" gibi degil o, sizin de, benim de birer canimiz var, kedinin, kopegin, tavsanin da birer cani var, can bizi bu dünyada yasayanlarin hepsiyle birlestiriyor. Ama ruh yalniz sizde varmis, bende varmis, kedide, kopekte, tavsanda yokmus. Bir büyüklük, üstünlük veriyor insana, uydurma bir büyüklük, insanoglunun kendi kendine uydurdugu bir büyüklük. Bütün ovünmeler gibi o da gülünç bir sey, çirkin bir sey. Hem de kurtulmak yok o ruh denilen seyden. Dayanikli mi dayanikli. Ben olecegim, gomülecegim, gogsümün üzerinde çakir dikenleri bitecek, bir gun gogsumde hic bir sey kalmayacak, belki cakir dikenleri dahi sokulup atilacak, o mezarligin yerine bir bahce, belki kocaman bir mahalle kurulacak, sonra onlar da bozulacak, yüzyillar geçecek, gorüsler degisecek, uygarliklar degisecek, ama ruhum, o ne oldugunu bilmedigim sey, sapasaglam kalacak. Kandili karartip da masa basina cagirdiniz mi, ta nerelerden çikip geliverecek... Inaniyorlar buna, bir inanis ki sormayin. Ne derseniz deyin, inanmiyorlar, gulüyorlar, omuz silkiyorlar, ama "ruh" dediniz mi, ne oldugunu arastirmadan sippadak inaniveriyorlar. Gelin de kizmayin bu insanlara. Akrabasi makrabasi da oluyor o ruhun. Bakin ne diyor Cenap Sahabettin:

                                    Ben sair olaydim sana, ey yar-i dilaram,
                                   
Hemsire-i ruhun gibi sozler getirirdim...

Ruhun hemsiresi, biraderi, aga-babasi, kaynatasi, kaynanasi... o kadar kalabalik soyu sopu olanlardan korkarim...


Birakalim bunlari, canim efendim, birakalim bunlari da "canim" diyelim birbirimize, "canim" diyelim bütün canim dünyanin canli insanlarina, hayvanlarina, bitkilerine, tasina topragina. Hepsi de bizim gibi canli, hepsinin de bir gün yitirecekleri birer canlari var. "Canim" diyelim, yalan dahi olsa soz tatli...

3 Haziran 1951

 

Altinci ve Son Hafta: 10 Nisan 2005
-- CANIM
-- KENDINI BEGENMEK


Etkinlige katilima davet
--* ETKINLIK* - 18 Nisan 2005, Pazartesi

Sizin katilimlarinizla...
-- INTERAKTIF - 2
-- INTERAKTIF - I
Besinci hafta: 3 Nisan, 2005
-- SIIR SEVMEK
&
-- ELESTIRME

Dordüncü Hafta: 27 Mart, 2005
-- YASAMAK
Üçüncü Hafta: 20 Mart , 2005
-- YALNIZLIK &
-- GENE YALNIZLIK
Ikinci Hafta: 14 Mart 2005

-- KARACAOGLAN
Ilk hafta: 7 Mart 2005
-- AÇIK SINIF II'nin TANITIM'i
-- ONSOZ

-- Nurullah ATAÇ'in Ozgeçmisi
-- Okuruma Mektuplar'in GIRIS'i

-- IKI KITAP
http://lightmillennium.org
Mission of the Lightmillennium.Org
About the Lightmillennium.Org
Events of the Lightmillennium.Org
Supporters of the Light Millennium
The Light Millennium TV Programs
Archive of the Lightmillennium.Org
Participants of the Lightmillennium.Org
BoD, A.Board and Volunteer Rep. of the Lightmillennium.Org
Contact information of the Lightmillennium.Org
If you wish to receive The Light Millennium's media releases, announcements or about future events
or to be part of the Light Millennium,
please send us an e-mail to:
contact@lightmillennium.org
YES For The Global Peace Movement, YES To Loving & Caring Each Other, YES To Greatness in Humanity, YES To Saving Our Unique Mother Earth,
YES To Great Dreams For Better Tomorrows, YES To Emerging Positive Global Energy, YES To National and Global Transparency, and
YES To Lighting Our Souls & Minds.

This e-magazine is under the umbrella of
The Light Millennium, which is
A Charitable, Under 501 (c) (3) Status, Not-For-Profit
organization based in New York.
Established in January 2000, and founded by Bircan Unver
on July 17, 2001
A Public Interest Multi-Media Global Platform.

"YOU ARE THE SOUL OF THIS GLOBAL PLATFORM."
aduman_logo_small.jpg
©The Light Millennium e-magazine
created and designed by Bircan ÜNVER since August 1999.
#13th Issue, New Year-2004.
Publishing Date: December 2003, New York
URL: http://lightmillennium.org
This site is copyright © 1999-2000-2001-2002-2003-2004-2005 and trademarks ™ of their respective owners & The Light Millennium.org.
The contents of this site may not be reproduce in whole or part without the expressed or written permission of creators.
All material contained here in is protected under all applicable international copyright laws. All rights reserved.

Thank you very much to all for being part of The Light Millennium.