EVERYTHING SHOULD BE UNDER THE SUN...
NO To New Nuclear Weapons... NO To New Nuclear Targets... NO To New Pretexts For Nuclear War... NO To Nuclear Testing...
NO To Star Wars... NO To Weapons In Space...
NOTo All Types Of Weapons, War & War Culture...
We have only one WORLD yet! If we destroy it, where else will we go?
http://lightmillennium.org
Mission of the Lightmillennium.Org
About the Lightmillennium.Org
Events of the Lightmillennium.Org
Supporters of the Light Millennium
The Light Millennium TV Programs
Archive of the Lightmillennium.Org
Participants of the Lightmillennium.Org
BoD, A.Board and Volunteer Rep. of the Lightmillennium.Org
Contact information of the Lightmillennium.Org
YES For The Global Peace Movement, YES Loving & Caring Each Other, YES Greatness in Humanity, YES Saving Our Unique Mother Earth,
YES Great Dreams For Better Tomorrows, YES Emerging Positive Global Energy, YES National and Global Transparency, and YES Lighting Our Souls & Minds.

AÇIK SINIF II - On-Line
http://www.lightmillennium.org
Oykülü Gecelerden - Açik Sinif/Okuma Aksamlarina...
Kitap Adi:
OKURUMA MEKTUPLAR - 3ncü Basim
Yazari:
Nurullah ATAÇ
Yayinevi:
Can Yayinlari - Istanbul
Proje sahibi ve Yonetmeni:
Bircan Ünver
Proje sorumlulari:
Bircan Ünver & Figen Bingül
Iletisim:
aciksinif@lightmillennium.org
Etkinlik - 18 Nisan 2005
Besinci Hafta - 3 Nisan 2005

Siir Sevmek

Nurullah ATAÇ'in OKURUMA MEKTUPLAR kitabinda yer alan denemelerinde en vazgeçilemeyen, en çok sevilen, en ozlenilen ve ozenilenin de "siir sevmek" kadar "siir yazmak" ve "sair olmak" oldugu, kitabinda yayinlanan tüm mektuplarinin her zerresinde ortaya çikiyor.

ATAÇ'in, bir "sair" olarak, kendisinin yaratici eserler veremeyecegine karar vermesi sonucu, "sanat"i da, yasaminin kendisi yaparak, "yarina" ve "gelecek kusaklara" ulasmak arzu ve umudunu bagladigi, OKURUMA MEKTUPLAR kitabindan; Yazar'imizin, ayni zamanda yasaminin iki nirengi noktasi da olan, "Siir Sevmek" ile"Elestirme" yazilarini, AÇIK SINIF II: Besinci Hafta'da, sizin için seçtik.

SIIR SEVMEK ve ELESTIRME üzerine gorüslerinizi içeren yazilarinizi, 7 Nisan Persembe aksamina kadar, aciksinif@lightmillennium.org e-adresine, INTERAKTIF-2 sayfamizda yayinlanmak üzere, iletmenizi rica ediyoruz. Katiliminiz için>>> aciksinif@lightmillennium.org

--INTERAKTIF - Sayfa 1>>>

-- ETKINLIK - 18 Nisan 2005

"Insanlarin çogu, bu dünya kurulali beri, belki de parçalanip gidinceye degin, sairligi, siiri sevmeyi bir hastalik, bir delilik saymislardir. Aldatmayalim kendimizi, biz siiri sevenler bir azinligiz, hiç bir zaman da kalabalik olmayacagiz."

Insan vardir, sever siiri, insan vardir, sevmez. Ben, kaç kere soyledim, severim, hem de çok severim. Kisiogullarinin yaptiklari bunca isler, tuttuklari bunca yollar arasinda, bence siirden üstünü, siirden yücesi yoktur. Nabi Efendi:

                                    Nihadi pak olan erbab-i tab'in ey Nabi
                                   
Gelir mezakina es'ar-i abdar leziz

diyor. Hosuma gidiyor bu soz, isime geliyor, koltuklarimi kabartiyor da onun icin. Ama dogru mu? Nice kimseler bilirim, yaradilislari temizdir, gene de en güzel siirleri dahi tatli bulmazlar. Siiri sevenler arasinda da kotü yaradilisli olanlar yok mu sanki? Birakin herkesi kendi keyfine, su dünyada üç bes gün yasayacak, onu da: "Sen soylesin, sen boylesin..." diye zehir etmeyin. Hani siire dudak bükenler, bir kimsenin onunla ugrasmasini bir türlü akillarina sigdiramayanlar, bunu açikça soyleyenler vardir, onlara da karismayin, yeryüzünde kim varsa hepsi sizin gibi mi olsun? Yasamak çekilir mi o zaman? Kendinizi baskalari ile karsilastirip ne de olsa daha bir büyük gormenize imkan kalmaz da çatlayiverirsiniz.

Siirden haz etmeyenlere karismayin, dedim, ben de karismayacagim, onlari kandirmaya kalkmayacagim. Ama ne yalan soyleyeyim, hepimiz, bütün gün, onlarin arasinda gezeriz, onlarla düser kalkariz. Çok eskiden, Fransizca bir dergide okumustum, yazar: "Bir çagdayiz ki sairlik ancak hafifletici sebeplerden sayiliyor", diyordu. Yalniz bizim çagimiz mi oyle? Insanlarin çogu, bu dünya kurulali beri, belki de parçalanip gidinceye degin, sairligi, siiri sevmeyi bir hastalik, bir delilik saymislardir. Aldatmayalim kendimizi, biz siiri sevenler bir azinligiz, hiç bir zaman da kalabalik olmayacagiz. Siiri sevdiklerini soyleyenlerin, saire saygi gosterenlerin hepsi de gerçekten gozüktükleri gibi midir? Içlerinden: "Çok sükür ben boyle seylere kapilmiyorum, daha ciddi, daha verimli islerim var benim," demezler mi acaba?

Siiri, sairligi hos gorenlerden kaçmayalim, sonra omrümüzün büyük bir kismini yapayalniz geciririz. Yalnizliga katlanmak da kolay mi? Yahya Kemal Bey:

                                    Ulfet belali sey; fakat uzlet s.k.nt.l. *

diyor. Ülfetin basa getirdigi belalarda da bir tat, bir zevk bulunabilir, ama uzletin s.k.n.s.** cekilmez. Daha dogrusu ona pek kuvvetli bir benlikleri olanlar dayanabilir. Ben onlardan degilim. Onlardan olmadigim için de siir sevmeyenlerden büsbütün kaçamam. Konusurum onlarla, baska konulardan açarim, beni pek de ilgilendirmeyen konular üzerinden üstünkorü düsünüp, düsünür gibi gozüküp birtakim seyler soylemeye çalisirim. O dediklerimin çogunu, belki hepsini saçma bulurlar, gerçege aykiri bulurlar. Bu yargilarinin benim hiç, ama hiç umurumda olmadigini bir bilseler... Konusmasina konusurum onlarla, en çok onlarin arasinda dolasirim, ama hep gurbette gibiyimdir. Karaya vurmus bir balik. Dilleri benim dilim, bilirim elbette, ama dediklerini anlamam, kavrayamam; isitmemle unutmam bir olur; o dediklerinin gerçekte bir yeri olabilecegini içime sindiremem. Sozlerini kesip: "Simdi birakin bunlari da esasa gelelim, siz bugün yeni bir siir okudunuz mu? Bugun en cok sevdiginiz beyit hangisidir?" diye sormak gelir icimden. Tutarim kendimi. El alemi, "Deli var!" diye mi bagirtacagim? Duyup gelenler de onlardan yana olur. Adlarini deliye çikartmaktan hoslananlar vardir ya, ben onlardan degilim. Bu bakimdan hiç süphem yok, ben deli olsam bile siiri sevmek bir hastalik, bir delilik degildir:

                                    Baki nihal-i ma'rifetin meyve-i teri
                                   
Arif katinda bir gazel-i abdardir

derken dogru soylemis sair, dogrulardan birini soylemis. Onlarin beni bon, alik saymalarini umursamadigim gibi deli saymalarina da aldiris etmeyebilirim, ama siire, benim en sevdigim, en inandigim seye sovdurmenin, onunla alay ettirmenin ne yeri var? Sormam onlara o gun okuduklari siiri, o gun en begendikleri beyti. Ben icimden siir okuyup o gurbet ilde benligimin oz yurduna kavusmus olurum.

Niçin yaziyorum bu mektuplari? Siiri sevenlere, dünyanin en ciddi islerinden biri, belki en ciddi isi sayanlara, yani gün geçtikçe alisacagima büsbütün yadirgadigim bir çevreden, bir çemberin içinden benim asil yurttaslarima, asil hemserilerime seslenmek için degil mi? Sesim gür degilmis de çok kimseye isittiremezmisim, ne olur? Üç bes kisi duysun, bir tek kisi duyup da: "Bizden bu adam, karanliklar icinde bunalmis, gene de gonlünü isitan, isiklandiran, gonlünde bir günes gibi dogan siir sevgisini soylüyor," desin yeter bana.

Siirin oteki sanatlardan, resimden, musikiden üstün oldugunu soyleyecek degilim, inanmam oyle olduguna. Bilirim ki resmi, musikiyi sevenler de güzel bulduklari bir besteyi yahut birkac çizgiyi, rengi düsündükleri zaman benim bir beyti aninca duydugum zevki tadarlar. Siirin oteki sanatlardan daha fikri oldugunu ileri surerler. Oteki sanatlar gozle, kulakla, sadece duyularimizla kavranirmis da siiri aklimizla, düsüncemizle anlarmisiz, siirin otekilerden çok anlami varmis, siir yalniz birtakim seslerin bir araya gelmesinden dogmazmis da kelimelerin birbirlerinden aldiklari zenginlikle kurulan bir fikir alemi yaratirlarmis... Bir bakima dogrudur bunlar, bir resimde birtakim renkler, çizgiler vardir, güzelligi, sanatin aradigi güzelligi yaratmak için bunlar kendi kendilerine yeter, baska bir sey; bir fikir, bir anlam uyandirmaya ihtiyaçlari yoktur, boyle bir seye kalkismazlar. Siir ise kullandigi kelimeler sayesinde onlardan ote, onlari asan, bizim de ancak düsüncemizle kavrayabilecegimiz bir alem kurmaya calisir. Bir resme bakan, bir besteyi dinleyen kimse aldigi hazza büsbütün birakabilir kendini, düsünmek, "Bunun arkasinda acaba ne var?" diye aramak, yani kafasini da isletmek zorunda degildir. Baska bir deyimle bir resim, bir beste sanat eserinin kendisidir, bir siir ise okuyanin biraz da kendi çalismasiyla sezecegi esere gotüren bir vasitadir. Ama bu sozler asil konunun disinda gibidir. Biz bir siiri okurken daima kafamizi isletir miyiz? Anlamini iyice kavrayamadigimiz halde, hiç anlamadigimiz halde, gene çok sevdigimiz misralar, beyitler yok mudur? Biz onlari okurken ya da baska birisinin okumasini dinlerken dogrudan dogruya sanat eseriyle, sanat eserinin ta kendisiyle karsilasmis olmaz miyiz?

Bir gün koylü bir delikanli saz calip birtakim nefesler, güzellemeler okuyordu, bir yeri anlayamadik, sorduk: "Ben ne bileyim asik boyle demis," dedi. Bir gün de Yakup Kadri Bey, Baki'nin:

                                    Dest-i fenada murg-i heva durmayip doner

misraini çok sevdigini soylemisti: "Siz buna ne anlam veriyorsunuz?" diye sordum: "Düsünmedim orasini, ben bunu sadece bir misra olarak seviyorum, anlami beni ilgilendirmiyor, kendi kendine yetiyor bana," dedi. Asil siir sevmek de bu degil midir? Fransiz yazarlarindan birinin anlattigi hatirima geliyor: daha okuldaymis, bir gün ogretmeni La Fontaine'in yahut Racine'in bir siirini okutmus, çocuk anlamini çozumlemeye kalkacak olmus, ogretmen: "Hayir, istemem, bunu ben de severim, sizin de sevdiginiz belli, anlamini anlatacaksiniz diye bütünü parçalamayin, zevkini kacirirsiniz," demis. Benim basima da çok geldi, bir yerde eski gazellerimizden birini okuyunca ne demek oldugunu da soylemeye kalkisirim, siiri asil sevenler, gerçekten sevenler istemezler: "Birakin da anlamini bilmeyelim, sesi bize yetiyor," derler.

Abbe Bremond'u hatirladim da gene su eski davayi, oz siir davasini açmak mi niyetim? Hayir, ama siirde anlamdan ayri, anlamdan baska bir kuvvet bulundugunu, bizim bazan en sevdigimiz siirleri anlamlarindan baska, iyice duydugumuz halde ne oldugunu soyleyemedigimiz bir sey için begendigimizi unutmamaliyiz. Bir kimseyi kendisinden sunu, bunu bekledigimiz için degil, sadece kendisi oldugu için sevdigimiz gibi...

Unuttum kendimi de, sevgili okurum, bu mektuplarda da elestirmecilige, siirin bize verdigi zevki çozumlemeye kalkistim. Monsieur Paul Claudel'in bir eserinde felyesof saire soyle soyler: "Ey sair, sen hiç bir seyi aciklamiyorsun, izah etmiyorsun, ama her sey seninle aciklanabilir, anlasilir hale geliyor." Elestirmeciye de bunun tam tersini soyleyebilirsiniz: "A elestirmeci, sen her seyi açiklamak istiyorsun, ama her seyi bir daha içinden çikilmaz hale getiriyorsun." Ben bir sair olmayip da ancak bir elestirmeci olmaya ozenmemden niçin boyuna yakinir dururum? Hep bunun için. Içimi yakan derdi, siir sevgisini de duyanlarin hemen anlayacaklari, elle dokunurmuscasina kavrayabilecekleri bir sekilde, bir misra ile soyleyemedigim icin...

Hosca kalin sayin okurum, siiri severseniz ne dedigimi, ne demek istedigimi bu karmakarisik sozler arasindan da sezersiniz. Yok, siiri sevmiyorsaniz... O zaman okumazsiniz ki benim yazimi.


29 Nisan 1951

* SIKINTILI, ** SIKINTISI.
-- Nurullah ATAÇ'in yazi ve denemelerinde, "oz" kadar "biçim"de de titizligini bilmemize ragmen, Türkçe karakterlerin Internet ortaminda,ozellikle Türkçe karakterlerin mevcut olmadigi bilgisayarlarda, bu tür yazilarin anlam bütünlügü içinde tat alinarak okunmasini, adeta imkansiz hale getirmektedir. Ayrica, Macintosh platformu ile birçok web tasarim yazilim "software" programlari, Türkçe karakterleri, halihazirda tanimamaktadir.

Bunun çozümü, Türkiye'nin resmi ve ticari boyutta tüm yurtdisi bilgisayar alimlarinda, ortak bir talep ve onkosul olarak ilgili firmalardan; Türkçe'nin uluslararasi klavyede ve web dili olan HTML'e dahil edilmesinin saglanmasidir. Aksi takdirde, hiç istenmeyen ve yanlis kelime ve anlamlar, Internet'te Türkçe adina yayginlasarak yayinlanmaya, yine hiç istenmeden devam edilmek durumunda kalinacaktir. Veya ozellikle Türkiye disindan yapilan Internet yayinlarinda, ille de Türkçe karakterlerle Internet'te yayin da israr edildiginde, yayinlananlar bu kez de okunamaz hale gelmektedir. Yine "uluslararasi klavyede karsiligi olmayan harfler taninmadigi için, yerini noktalar, kareler, Macintosh'da elma sembolleriyle doldurarak, otomatikman Türkçe karakterlerle Internet'te yayinlanmis yazilarin okunmasinda, ozellikle Türkiye kapsama alani disinda, en bastan caydirici bir faktor olacaktir.

Bu notu yazma ihtiyacini, ozellikle Yazar'imizin "oz" kadar "biçim'e olan titizligine tüm kalbimizle saygi duyarken ve "Okuruma Mektuplar"dan seçtigimiz denemelerini, Internet ortaminda yayinlarken, yazilarini olmasi gerektigi gibi tümüyle Türkçe karakterlerle ve Türkçe dizin kuramina gore, bu sayfalarda uygulayamamanin bir sancisi ile Yazar'imizin kemiklerini sizlatmamak için, gerekli hissettik.

Ayni zamanda, 2005 yilinin ilk yarisinda, New York'tan, Light Millennium/isik Binyili e-platformunda, "Okuruma Mektuplari"dan seçmeleri, çekirdek boyutta ve küresel olarak, ATAÇ'i,"Sevgili Okurlari"yla bulusturmamizi ve "denemeler"inin de ayni zamanda, aktif katilimlara kaynaklik etmesini, Yazar'imizin gokyüzünden mutlulukla izledigini, sezmekteyiz. Light Millennium, April 3, 2005
Besinci hafta: 3 Nisan, 2005
-- SIIR SEVMEK

-- ELESTIRME &

Sizin katilimlarinizla...

-- INTERAKTIF 2
-- INTERAKTIF
Etkinlige katilima davet
-- ETKINLIK - 18 Nisan 2005, Pazartesi
Dordüncü Hafta: 27 Mart, 2005
-- YASAMAK

Üçüncü Hafta: 20 Mart , 2005
-- YALNIZLIK &
-- GENE YALNIZLIK

Ikinci Hafta: 14 Mart 2005

-- KARACAOGLAN
Ilk hafta: 7 Mart 2005
-- AÇIK SINIF - TANITIM
-- ONSOZ

-- Nurullah ATAÇ'in Ozgeçmisi
-- Okuruma Mektuplar'in GIRIS'i

-- IKI KITAP
http://lightmillennium.org
Mission of the Lightmillennium.Org
About the Lightmillennium.Org
Events of the Lightmillennium.Org
Supporters of the Light Millennium
The Light Millennium TV Programs
Archive of the Lightmillennium.Org
Participants of the Lightmillennium.Org
BoD, A.Board and Volunteer Rep. of the Lightmillennium.Org
Contact information of the Lightmillennium.Org
If you wish to receive The Light Millennium's media releases, announcements or about future events
or to be part of the Light Millennium,
please send us an e-mail to:
contact@lightmillennium.org
YES For The Global Peace Movement, YES To Loving & Caring Each Other, YES To Greatness in Humanity, YES To Saving Our Unique Mother Earth,
YES To Great Dreams For Better Tomorrows, YES To Emerging Positive Global Energy, YES To National and Global Transparency, and
YES To Lighting Our Souls & Minds.

This e-magazine is under the umbrella of
The Light Millennium, which is
A Charitable, Under 501 (c) (3) Status, Not-For-Profit
organization based in New York.
Established in January 2000, and founded by Bircan Unver
on July 17, 2001
A Public Interest Multi-Media Global Platform.

"YOU ARE THE SOUL OF THIS GLOBAL PLATFORM."
aduman_logo_small.jpg
©The Light Millennium e-magazine
created and designed by Bircan ÜNVER since August 1999.
#13th Issue, New Year-2004.
Publishing Date: December 2003, New York
URL: http://lightmillennium.org
This site is copyright © 1999-2000-2001-2002-2003-2004-2005 and trademarks ™ of their respective owners & The Light Millennium.org.
The contents of this site may not be reproduce in whole or part without the expressed or written permission of creators.
All material contained here in is protected under all applicable international copyright laws. All rights reserved.

Thank you very much to all for being part of The Light Millennium.