KARANLIKTA HIÇ BIR SEY KALMASIN!
Yeni Nüklear Silahlara HAYIR... Yeni Nükleer Hedeflere HAYIR... Nükleer Savas Için Yeni Gerekçelere HAYIR... Nükleer Testlere HAYIR...
Yildiz Savaslarina HAYIR... Uzayin Silahlandirilmasina HAYIR...
Her Çesit Silah Üretimine, Savas ve Savas Kültürüne HAYIR...
Yeryüzümüz henüz bir tane... Onu tahriplerimiz sonucu yok edersek, baska nereye gidecegiz?

Tatilde Ne Yaptim, Bolum 6

Ali SARIKAYA


"Rehberimiz Feselanti, beni kardes ilan ediyor"

Maymunlar gorse beni, sanıyorum kıskanırdı. Daha fazla dayanamayıp asagı indim ve bir kac fotograf cektim. Derken Feselanti de asagı inmis, minibuse binmemizi istiyor. Minibus henuz hareket etmisti, biraz ilerde, uzerine dusmus bir agac ile beraber anıt olarak korunmus okul otobusunu gostererek,
- Iste bu otobus en son kasırgada bu hale geldi, bunu da anıt olarak saklıyoruz
dedi. Sozlesmiscesine hep bir agızdan,
-Icerisinde cocuklar var mıydı?
diye sorduk. Neyseki ogrenciler fırtına nedeniyle barınaklardaymıs. Otobusu de barınaga alamadıklarından kasırga bos otobusun uzerine, bu buyuk agacı yıkmıs. Devam ediyoruz yollarda calılara surtunerek gitmeye. Yokus iniyoruz, yokus cıkıyoruz, her yer yesilin cesitleriyle dolu. Bu durumda bendeki enerjinin haddi hesabı yok. Garip bir sekilde kendimi buranın bir parcası gibi hissediyorum, tek farkım deri rengim.

Bir tepe uzerine geldik ve minibus yine durdu, Feselanti bizleri dısarı cagırdı. Her zamanki gibi minibustekiler inerken Feselanti bir elini inecek olanın basının uzerine koyuyor, diger eliyle de inmesine yardımcı oluyor.
- Lutfen basınıza dikkat edin
. Su an bulundugumuz yer butun sahil seridine ve sahilde bulunan sehir gemimize bakıyor. Manzara nefes kesecek kadar guzel. Her yer yesil ve masmavi okyanus, cok uzaklarda gokyuzuyle birlesmenin tadını cıkartıyor. Bulundugumuz yer, zannediyorum butun turistlerin durup nefes aldıkları bir yer. Zannediyorum cunku bir kac seyyar tezgah acılmıs, yoresel seyler satıyorlar. Oyle diger adadaki gibi insanın uzerine atlamak falan yok. Hic ses cıkarmadan senin ilgilenmeni bekliyorlar. Onumuzde bir koruma citi var, asagısı derin ucurum. Manzaraya bakarken sol yanda duran buyuk bir agac ve agacın altında adanın yerlisi, dort kadın oturmus sohbet ediyorlar. Uzerlerine gunesin cok guzel vurdugu bu sohbet eden kadınlar portresini, hemen makinamın icerisindeki slayt filmine aktarmak istedim. Metre ayarı, ısık ayarı derken kadınlardan biri benim fotograf cekmekte oldugumu gordu ve soylenmeye basladı. O guzelim tablo degismek uzereydi, kadınlar arkalarını donmeye yeltendiler fakat ben deklansore basmıstım. Feselanti yanıma geldi,
-Bir Amerikalı olsaydın, istenmeyen durumlar olabilirdi, ama seni Amerikalı olarak gormediler, istersen pek fazla devam etme yine de
dedi. Durdum ama, sag agacın altındaki citin uzerine oturan genc ada’lıyı fotografladım bu sefer. Sahil manzarasının suresi de doldu ve biz yine minibuse bindik. Her defasında, yanımda oturan yaslı bayan benden once biniyor, boylece koltuga gecmemi zorlastırıyordu.
-Isterseniz siz cam kenarına oturun?
dedim. 
-Hayır
dedi -Orası cok gunesli ve pencere var. Anlasıldı. Minibus yola cıktı yine ve zaman zaman oyle sık agaclıklar arasından geciyoruz ki, bir sey gorememenin sıkıntısını yasıyorum. İste bu gibi durumlarda konusma islevini yerine getiriyorum. O ana kadar yanımda oturan yaslı bayanın ve diger uc yaslının da Ingiliz oldugunu bilmiyordum.
-Memleket nere?
sorusunu ilk ben sormus oldum boylece. Yabancı bir memlekette size boyle bir soru soruldugunda sadece ulkenizi soylemeniz gerekir, geldiginiz sehir veya mahalle pek onemli degildir karsınızdaki kisi icin.Yaslı kadın -London dedi. Simdi buradan sunu cıkarabiliriz her halde. London aslında bir ulke, Ingiltere'nin bir ulkesi olsa gerek. Veya Londonlu yaslı kadın, London'un, Ingiltere’de bir sehir oldugunu herkesin bilebilecegine pesin hukumlu. Neyse ben biraz murekkep yaladıgım icin London'un Ingiltere’de bir sehir oldugunu biliyordum, boylece bir sorun cıkmamıs oldu.

Enerjimden dolayı laf uretim mekanizmam cok iyi calısıyor, bunlardan birtanesini daha Londonlu yaslı kadına ulastırdım.
-Cok uzgunum sizi yendik
dedim. Londonlu yaslı kadın bir anlam veremedi dogal olarak,
-Pardon me
.   
-Yani futbolda sizi yendik, bunun icin uzgunum
diye acıklamalı olarak tekrar ettim. Ama bu arada uzgunlugum ne kelime, bir ingiliz bulmusum ve yılların acısını ondan cıkarmanın fırsatını yasayacagım. Defalarca sekiz sıfır, yedi sıfır gibi sonuclarla bizi ezen ingilizlerden (Tarihe bakın her acıdan bizi ezmisler, biz de her seferinde yenildik ama ezilmedik demisiz) dordu su an burda yanımdalar. Ustelik İngilizleri eleyen Galatasaray'ın, mac sevinci henuz taze, elime dusen bu fırsatı nasıl degerlendirmem. Londonlu yaslı kadın,
-Siz nerelisiniz?
demez mi. İste buna inanmıyorum. Sizi futbolda yendik dedikten sonra,
-Evet malesef oyle oldu
demisti, Zaten agzında yuvalanan Ingiliz Ingilizcesini anlamak icin, dogam ustu guc sarfediyorum, bir de kalkmıs bana nerelisin? diyor.
-Turk'um
dedim yaslı Londonluya,
-Hic Turke benzemiyorsunuz
demez mi. Yaslı Londonlu, Londra'da tanıdıgı Turklerle mi karsılastırıp soyledi, yoksa bu daglardaki oksijen carpmasına mı ugradı, tam ayırt edemiyorum. Aslına bakarsanız Londonun yaslısı bu bayanın, biraz hakkı var diyebilirim.

Iki sene, New York, West Willage’te (Niv York Vest Vilic diye okunuyor, Niv York’un batı koyu anlasılıyor) bulunan cok unlu bir kafeterya Le Figaro Cafe'de hostluk yapmıstım (Host, kafeterya da musterileri ilk karsılayan ve yer gosteren erkek kisi oluyor, bayanlarına da Hostes deniliyor, arada kalmısları bilmem). Her ulkeden binlerce insanla konustum o donemde. Kafeterya’ya Fransızlar geliyor cogunlukla, eh ne de olsa ismi bir Fransız gazetenin adıyla aynı. Iste bu Fransız vatandasları akıllarına geleni bana sormaktan buyuk zevk alıyorlardı. Tam hesaplamadım fakat, yuzde 80 civarında Fransiz bana,
-Siz Fransız mısınız?
diye sordu. Yahu ben bir Turk’u, yuz metreden tanırım ve bugune kadar hic yanılmadım. Gidip allahın arabına, sen Turk musun diye sormadım hic. Bu Fransızlar daha kendi insanını bile tanımıyorlar, burdan bu cıkıyor bana gore. Konu buraya kadar gelmisken, deginmeden gecemeyecegim bir baska mevzuyu daha sizlere aktarmak istiyorum. Hayatım boyunca beni hep birilerine benzettiler. Bu her insana olur tabii ki, ama bana denk gelenin haddi hesabı yok. Ilk once bakıyorlar, sonra gulmeye baslıyorlar ve daha sonra Bu kadar olur yani pes diyorlar. Nedir o kadar olan diye merakla soruyordum ilk zamanlar. Onlarda Sen su insana o kadar benziyorsun ki bu mumkun degil, hatta konusman el hareketlerin bile benziyor, iste boyle orneklerimin haddi hesabı yok. Benzerlerimin butun dunyaya yayılmıs olması, ilk baslarda biraz uzerdi ama sonraları bundan zevk almaya basladım. Benzetildigim an hemen soruyorum Benzettiginiz kisi iyi bir insan mıdır sizce? Bu gune kadar hic birinden, kotu insandı sonucu cıkmadı. Iste ben de bu isten zevk alır oldum.

Londonlu yaslı bayan da, sonucta beni Turk'e benzetememisti ne hikmetse. Arka koltukta oturan annesi ve kızı, sanki beni yıllarca tanıyormus gibi,
-Evet evet o bir Turk
diye onayladılar. Londonlu yaslı kadın inanmak zorunda kalmıstı. Annesinin kızı,
-Ben cok susadım
dedi. Bunu duyan Feselanti,
-Bir kac dakika sonra bir dogal su kaynagına gelecegiz, oradan icersiniz
dedi. Gidis yonumuzun solu agac kaplı dik yamaclar, sagı yine agac kaplı fakat buyuk ucurum. Bir kac dakika sonra, ters trafigin hukum surdugu yolun solundaki yamaca, iyice yanasıp durduk. Kapıların acılamayacagı sekilde yanasmıstı sofor. Bu durumda onde oturan yaslı Ingiliz (buyuk ihtimal o da Londonlu) adamın inip suyu alması gerekiyordu, kapısı sagda oldugu icin, sadece onun kapısı acılabilirdi. Fakat yaslı Ingiliz cok yaslıydı, binerken saatler gecmisti, simdi hem inecek hem de binecek olması sanırım kendisinin gozunde de oldukca buyudu, sonra susayan kendisi de degildi. Boyle zor durumlarda bir kahraman gerekir, iste bekledigim fırsat gelmisti.   
-Ben hallederim
dedim. Pencereyi actım, tahmin ettiginiz gibi ilk once kafamı cıkardım dısarı, sonra vucudumu cekip pencereden indim. Tam o sırada karsıdan gelen bir minibus beni yalayarak gecti. İnme seklime gulusulurken bir anda cıgılıklar atıldı. Neyse hala tek parcaydım. Pencerden herkesin plastik siselerini aldım, dogal su kaynagından sularını doldurdum ve onların bakısları altında elimi yuzumu yıkadım, o buz gibi suyla. Malatya'da buna benzer, hatta bundan daha soguk sular vardı. Bunlardan birine Karpuz Catlatan derlerdi. Karpuzu suyun icine koyarsınız, uc dakika sonra karpuz, suyun sogukluguna dayanamayıp catlardı. Bu dogal su onun yanında banyo suyu gibi kalıyor ama, yinede normal insanlar icin buz gibiydi. Tekrar pencereden girme tesebusume Feselanti itiraz etti. Sevimli kahkahaları arasında minibus biraz haraket etti ve kapılar acılabilecek duruma geldi. Su ihtiyaclarını giderdigim icin, vakit kaybetmek istemediler ve hemen haraket ettik.

Bir sure daha yol aldık ve sonra Feselanti'nin sozunu ettigi ilk dogal park'a geldik. Dogal parkın dogal olmayan giselerinden dogal olması gereken biletlerimizi aldık. Burada da Turk'lugumu gosterdim. Annesi, kızı ve annesinin bayan arkadasının, bir bucuk dolar olan dogal park giris  ucretini odedim. Her ne kadar kendi memleketim olmasa da ben, benim memleketimmis gibi hissettigim icin, misafir perverlik yaptım. Cok sevindiler (Amerikalılar bedeva seylerden cok buyuk zevk alırlar, rakamın ne kadar oldugu o kadar onemli degil onlar icin). Dogal parka girdigimizde Feselanti cok degisti, benzetmek cok ayıp olabilir fakat, tam bir maymun gibi ordan oraya sıcrıyor, sarkılar soyluyor, otlar kopartıp kokluyor veya yiyiyor. Turistlerinin arkada kaldıgını dusundugu zaman, geri donuyor kosarak ve bir seyler anlatıyor.
-Su agac astım hastalıgına cok iyi gelir
diyor ve ne sekilde uygulanması gerektigini bile anlatıyor, yani receteyi tam hazırlıyor. Sonra turistlerini kosarak geciyor, agzında cok yuksek sesle soyledigi sarkıyla bir baska agacın dibinde turistlerini bekliyor.
-Bu agacı koklayın lutfen
, herkes kokluyor, nefis bir koku. Keskin nane ile limon kokusu arasında bir sey. Sonra kosarak uzaklasıyor turistlerinden. Karsıdan gelen, turlarını tamamlamıs diger turistlere sorular soruyor, onlara agaclardan kopardıgı otları veriyor. Bir yaslı Japon bayanın, tas merdivenlerde elinden tutup duzluge cıkartıyor.

Yurumekte oldugumuz patika yol, cok buyuk bir ormanın icerisinde. New York'ta yururken binalardan gokyuzunu gormeniz zor olur, iste burda da aynen oyle ama, bina yerine agaclardan gokyuzunu goremiyorsunuz. Serin patika yolun sonunda, selalelere geliyoruz. Tahta bir iskele yapılmıs, toplasan 10 kisinin zor sıgacagı bir iskele. Turist akımı nedeniyle oldukca kalabalık. Tahta iskeleden sonra, daha dar bir patika yol devam ediyor. Feselanti'ye,
-Ben asagı gidecegim
diyorum. Feselanti fazla kalmayacagımızı belirtiyor, ben ısrar ediyorum. Iskele yanında duran bir kac yerli genc, bu iskeleden sonra gidilecek yol icin rehberlik yaparak, tip (bahsis) alıyorlar. Aralarından biri bana yardımcı olabilecegini soyledi, tesekkur ettim,
-Sadace fotograf cekecegim
dedim ve patikadan asagı yurudum, turist kafilemi arkada bırakarak. Dar patika yol bitti ve iki insan boyunda kayalıklar basladı. Selaleden akan suyun kayganlastırdıgı kayalara tırmanmaya basladım. Amacım selaleye mumkun oldugu kadar alttan yaklasmak. Etrafta bir kac sporcu gibi turist ve onlara rehberlik eden yerli halkın gencleri var. Tam siperimi alacagım kayaya tırmanırken, Feselanti geri donmem icin bagırmaya basladı.
-Just one shut men
(cast van sat men okunuyor, sadece bir fotograf cekecegim adam anlasılıyor) seklinde ben de bagırdım. Feselanti'nin kahkahaları yankı yaptı. Gerekli gordugum fotografi da cektigimi dusunup geri dondum. Feselanti donus yolunda da geldigi gibi kosturma halinde, diger yerli genclerle saklasmaya devam etti, bazen beni de aralarına alarak.

Bayanların tuvalet faslını sabırla bekledikten sonra, minibuse binip tekrar yola cıktık. Soforun yanındaki, buyuk ihtimal Londonlu yaslı adam, uyuklamaya basladı. Oturdugum koltugun onundeki, yine buyuk ihtimal Londonu yaslı bayan ve yaslı adam da uyuklar oldular. Bir tek, yanımdaki Londonun yaslı bayanı, gevezeligimizden fırsat bulamadı. Feselanti bir taraftan, ben bir taraftan, uyanık kalanları gulmekten olduruyorduk neredeyse. Yokus asagı surrat limiti olmayan minibus, bir iki yol tehlikesiyle beraber duzluge ulastı. Sonra tekrar bir baska bolgenin dagına tırmanısa gecti. Saat oglen uzeri ve oldukca sıcak bir gun. Minibusun icerisinde klima calısıyor, ama ben itiraz ediyorum. Neden klima calıssın boyle guzel ve temiz ve dogal hava varken biz icerde suni klima serinliginde yol alıyoruz. Itirazlarım sonuc verince klima kapatıldı ve pencereler acıldı. Oh be, su havayı sigaradan arta kalan cigerlerimin koselerine bir daha doya doya cekeyim. Oldukca uzunca sayılan bir yol gittik. Feselanti'de laflar bitmek bilmiyor, surekli anlatıyor. Usuduk diye sikayetler basladı. Klimanın kapatıldıgını unutup,
-O zaman klimayı kapatın
dedim. Klimanın kapalı oldugunu hatırlattılar. Feselanti iste tam burda devreye girdi.      -Buranın havası hep boyledir, yaz kıs surekli serindir. Agustos ayında bu bolgeyi sis kaplar, otomobiller gunduz far yakmak zorunda kalırlar ve cok yavas giderler. Bu acıklamalardan sonra pencereler kapatıldı. Hakikaten hava birden cok soguk oldu. Gunesin altında donmak bu olsa gerek.
-Bir sure sonra duzelir
diye acıklamasına devam etti Feselanti.
-Bundan sonra gidecegimiz selalede isterseniz yuzebilirsiniz
sozlerini, daha iskelede minibuse binerken duymustuk. Sabırsızlıkla bu selalenin altında olmak istiyorduk. En nihayetinde ulastık. Uc kisiden olusan yerli halk muzik grubu, caldıkları dogal muzik aletlerinden cıkan melodilerle karsılıyorlar turistleri. Ikinci Dogal Parka girdik ve yine Feselanti degisti. Aynı birincisinde oldugu gibi, yuksek sesle sarkılar, oynamalar zıplamalar, cıta gibi adamdan bekleyeceginiz her turlu hareketleri yapıyor. Orman icerisinden yuruduk yine, yaslılar arkada kaldı bekledik. Bir tahta kopruden gecerken Londonun yaslısı bayan, fotografını cekmemi istedi. Aldım fotograf makinasını, kadrajın sagına kendisini koydum, arkasına nehiri, selaleyi ve ormanı, sonra bastım deklansore. Ne cıktı ve nasıl cıktı, hic bir zaman bilemeyecegim bir fotograf cekmis oldum.

Altında yuzecegimiz selaleye geldigimizde, igne atsan yere dusmez tabiri gibiydi ortalık. Feselanti'yi gozden kaybettim, annesi, kızı ve annesinin bayan arkadası ile yuzulecek alana gelemeden, kalabalıktan dolayı durmak zorunda kalmıstık. Ilerden yuksek sesle sarkılar soyleyen ve neseli bagırtıların Feselanti’ye ait oldugunu tahmin etmemiz hic de zor olmadı. Elbiselerini cıkarmıs, selalenin ortasında, bir kayanın uzerinde, elini ve ayagını selalenin akan suyuna uzatıyor, aynı zamanda sarkılar soyluyor. O yukseklikten atlayacak gibi hareketler yapıyor. Bana uzaktan hadi sen de gel hareketleri yaparken kayalardan asagı bıraktı kendini. Suya degdiginde etrafta ne kadar insan varsa ıslanmıstı. Dogal selale goletinde bir kac kisi yuzmeye calısıyordu. Buraya gelirken suyun soguk olacagını belirtmisti Feselanti. Annesi, kızı ve annesinin bayan arkadası, suya ellerini degdirince girmekten vaz gectiler. Ben soyunmaya basladım, onların neseli esprileri altında. Feselanti beni gordu, sevinc cıgılıklarını iyice yukseltti. Yavas yavas suya girdim, eh birazcık soguk sayılır. Karsıya kadar (toplam bes kulac) yuzdum, gunesin altına cıkınca birazcık usudugumu anladım.

Yigitlige bok surmenin alemi yok. Madem ki soyundum o zaman girilecektir. Feselanti yine, biraz once atladıgı kayalara cıkmıs asagıya, suyun icindeki bana -Hadi buraya gel diye bagırıyordu. Bu lafları Turkce soylese kimse anlamayacagi icin, ben de cıkmak zorunda hissetmeyecektim kendimi. Herkesin bakısı bana dondu dogal olarak. Bu kadar ilgi gosterilen kisi kim diye. Kayaları tırmanıp Feselati'nin yanına geldim. Feselanti sevinc cıgılıklarıyla kendini bosluga bıraktı. Yahu burası cok yuksek dedim kendi kendime, ama tam atlanılacak noktadaydım ve insanlar bana bakıyordu. Asagıda, suyun atlanabilecek derinlikteki kısmı da oldukca kucuk bir bolgeydi, diger yerler kayalık. Yani, atlarken yapılacak ufak bir hesaplama hatası, carpım tablosundaki paramparca rakamlara cevirirdi beni. Bir sure oylece kaldım, geri donsem iyi olur dusunceleri ile, hayatında ilk defa geldigin bir adadasın, bir cennet'tesin diyebilirsin, baska ne olabilirki, atla gitsin dusunceleri arasında gidip geliyorum. Canımın bu kadar tatlı oldugunu orda, kayanın tepesinde iyice hissettim. Ama bu his beni rahatsız etti. Derin bir nefes aldım, asagıya baktım, Feselanti sudan cıkıyordu, kollarımı actım ve geri kapattım, ayak parmaklarımın ucunda yukseldim, sonra geri yerlestirdim kayaya. Korkak dedim kendime, sonra bir daha korkak dedim ve butun agırlıgıyla vucudumu bosluga bıraktım. Asagı dogru inerken Feselanti'nin sevinc cıgılıklarını duydum veya bana oyle geldi. Etrafımda olusan kabarcıklarla beraber, buz gibi suyun dibine dogru giderken gozlerim acıktı.

Geri donus yolumuzda Feselanti, 8 yıl once Istanbul'a gittigini ve uc ay kaldıgını soyledi. Ne icin gitmisti, niye o kadar kalmıstı ve kaldıgı surede neler olmustu? Sormadım. Zaten isteseydi kendisi anlatırdı. Onemli olan, bu sıcak insan benim geldigim sehri (hem de aynı anda) solumus olmasıydı, su an burda oldugu gibi.
-Sen benim kardesimsin, unutma
dedi.
-Buraya tekrar gel ve daha cok kal, sana gosterecegim cok guzel yerler var
diye benim istahımı ve duygularımı caldı, Dominica'li sevgili Feselanti abim.

Minibusun gemiye dogru gittigini anlayan evli ciftin bayanı hemen itiraz etti.
-Hani bizi kaynayan suya goturecektiniz?
Dedi. Feselanti.
-Benim bundan haberim yok. Tur muduru bana bunu soylemedi
diye bir acıklama getirdi. Ben de gitmek istedigimi soyledim, fakat minibusteki Londonun yaslı bayanı ve diger buyuk ihtimal Londonlu yaslılarla birlikte annesi, kızı ve annesinin bayan arkadası, gemiye donmek istediklerini soylediler.
-Oyun bozanlık denir buna, hani hep beraber gidecektik.
Olmadı, iskeleye geri geldik. Evli ciftin bayanı itirazında ısrar etmesi, biraz benim yuzumden oldu. Soz verilen yirmi doları bu durumda veremeyecegimiz turcu mudure soylendi. Turcu mudur yine koseye sıkısmıstı. Annesi, kızı ve annesinin bayan arkadası gelmeyecekleri halde bir blof atarak, eger bizi kaynayan suya goturmezlerse kendilerinin de eksik odeme yapacaklarını soylediler turcu mudure.

Tekrar biz guclu cıktık ve kaynayan suya gondermeyi kabul etti. Minibus beni, donus yolunda Hollandalı olduklarını ogrenebildigimiz evli cifti ve Feselanti'yi alarak kaynayan suya dogru yola cıktı. Feselanti'de sevinc gorulmeye degerdi, sanki turist olan oydu. Kaynayan suya giden yolu gorunce anladık ki, turcuların buraya gelmek istememesi bosuna degil. Bir koyun ortasında, bakkalın onundeki agaca, minibusu bagladık (Atları baglarmıs gibi. Koyun havası, boyle bir duygu vermisti). Bir sure yuruduk evli cift, ben ve Feselanti. Ormanın girisinde, altından nehir akan bir kopruden gectik (bu kucucuk adada yaklasık 60 nehir varmıs). Kaynayan suyu bulduk, zaten bulmamak mumkun degil, kızgın gunesin altında olmasına ragmen, her yerden kaynayan suyun buharı cıkıyordu. Kaynamaktan dolayı, curuk yumurta kokusuna benzer bir koku vardı etrafta. Bu kaynayan suda yemek pisiriyorlarmıs, et pisiriyorlarmis. Feselanti, asla dokunmamamızı tembihledi. Suyun sıcaklıgını test etmek icin, icerisine kenarda duran plastik torbayı, bir sopayla soktu ve cıkardı, plastik erimisti. Geri donerken bir iskeletor cifci ile karsılastık, elinde pala, bizlerden gozunu ayırmadan, cok yavas yuruyerek yanımıza geldi ve bize selam verdikten sonra Feselanti ile biraz konustu. Minibuse dogru yurumeye devam ediyoruz. Feselanti egildi toprak uzerinde bulunan bir seye dokundu ve kahkaha attı. Sonra bizleri yanına cagırdı. Yerde acmıs bir otun yapraklarına dokundu. Dokunur dokunmaz yapraklar kendini hemen kapatıyor, bir sure sonra kendiliginden tekrar acılıyordu. Yol boyu bu otların acılıp kapanmasını sagladık buyuk zevkle. Sonra cakıl taslı yolun yanından, bir ot daha kopardı yanımıza geldi. Ilk once kolunu tukuruguyle ıslattı, sonra kopardıgı otu koluna yatırdı ve uzerinden bir iki kere vurdu. Otu kolundan kaldırdı. Kolunda yaprak seklinde tattoo (tatu diye okunuyor, dovme anlasılıyor) cıktı ortaya. Ben de denedim. Fakat, yeteri kadar koyu derili olmadıgım icin, Feselanti'nin tattoo’su kadar belirgin olmadı. Yine derimin rengini unutmustum. Gemidekilerine ve sonradan New York'takilerine gostermek ve denemek icin yanıma bolca bu tattoo yapraklarından aldım.

Iskeleye gelmistik, hala neseli ve biraz yorgun. Ayrılık sahnelerini yasamak sadece beni etkiler diye dusunmezdim ama, benden daha etkilenen cıkınca bir garip oluyordum. Feselanti'den ve benden, bir tek goz yası akmadı, diger butun belirtileri tasıyorduk. Benim Dominica'lı sevgili kara derili abim.
-Tekrar gelecegim, ama ne zaman bilmiyorum.

Sıkıca sarıldık, tokalastık sonra ve tekrar sarıldık, iyi dileklerimizi soyledik birbirimize.
Ben gemiye dogru giderken, Dominica'li kara derili abim arkasını dondu, benim ada
dedigi adasına ve kırk yasının ustunde dedigi evlenecegi kadının calıstıgı yere dogru yurudu gitti.

-Onu seviyorum, benim icin yasın hic bir onemi yok demisti sevgili kara derili abim.
Dugunu olmustur veya su aralar olacaktır.

Mutluklar dilemeyecegim cunku, kara derili abim her zaman mutlu biliyorum.

   
Bu sayi Nükleer Tehlike'ye karsi ortak bir bilinc olusturmaya ve de
Amerika'da "
Islam"a karsi olusmus onyargilarin azaltilmasina ithaf edilmistir.
ISIK BINYILI e-dergisi - The Light Millennium, Inc., bunyesinde
kamu yararina yayinclik ilkesiyle 17 Temmuz 2001 tarihinde
New York'ta kuruldu.

Kurucu Baskan: Bircan Ünver

ISIK BINYILI: AMAC

"ISIK BINYILI'NIN OZ'Ü SIZLERSINIZ..."
Global Baris Hareketine EVET, Birbirimizi Anlamaya ve Sevmeye EVET, Yüce Insanlik Için EVET, Biricik Yeryüzünü Korumaya EVET,
Daha Iyi Yarinlar Için Büyük Düslere EVET, Global Pozitif Bir Enerjinin Olusmasina EVET, Global Seffaflikla Iç Dünyamiz ve Düsüncelerimizi Aydinlatmaya EVET...
ISIK BINYILI ile ilgili medya bülteni ve kültürel etkinliklerle ilgili duyurulari almak istiyorsaniz,
lütfen bize yaziniz . Iletisim> contact@lightmillennium.org

Yazili ve gorsel ürünlerinizi YAYIN ILKELERIMIZ çerçevesinde,
yayinlanmak üzere dilediginiz zaman gonderebilirsiniz...
ILETISIM

TÜRKÇE
ANASAYFA

YAYIN
ILKELERI

@ ISIK BINYILI e-dergisi Bircan ÜNVER tarafindan tasarlanmis ve üretilmistir.
9ncu Sayi. Yaz - 2002, New York.
URL: http://www.lightmillennium.org
ISIK BINYILI platformunun düsünsel ürünlerinizle devamini sagladiginiz ve ziyaretiniz için çok tesekkur ediyoruz.
ISIK BINYILI, Mac platformunda uretilmistir.